25 Mart 2016 Cuma

Bir Şiddet Psikolojisi

Ölü hayvana vurur gibi indirmişti tokatlarını, beyaz tenli kadının pembemsi yüzüne. Bir adım sonrası cinnetti bu hayırsız gidişatın. Başını bir an için kaldırdığında, perdesi açık kalmış pencerenin camında kendi yansımasıyla karşılaştı. Gördüğü kabustan kan, ter içinde uyanıp annesine koşan bir çocuk gibi korktu. Bir an için buz kesti ve kendini istemsizce geriye attı. Önce yerde yatan ve haykırarak
-Senden korkmuyorum hayvan herif, bana bunu da mı yapacaktın! gibi şeyler söyleyen karısına bir de kanlı ellerine baktı. Sonra eşini duymamaya başladı ve elleri titriyordu. Kulaklarında yalnızca tiz bir çınlama vardı. Sanki dünyayla bağlantısı kesilmiş gibiydi. Ayağına alelacele bir terlik geçirip koşar adımlarla, biraz yalpalayıp duvarlara sürtünerek evden çıktı. Kendini bir an önce apartmandan dışarıya atmak için asansörün gelmesini, sigara yakmak için sokağa çıkmayı beklemedi. Evden yükselen çığlık seslerini duyan komşuların kapıya çıkmış olmalarından korkuyordu. Anlamsız bakışlarla taciz edilmekten nefret ederdi. Hızla indiği merdivenlerde kimseyle karşılaşmamak için sessiz yürümeye çalışsa da başaramadı. Alt kat komşusu Naciye Hanım çöp bırakma bahanesiyle dikildi karşısına.
-Hayırdır Adem oğlum, gürültü duydum, bir sıkıntın yoktur inşallah!
-Yok Naciye Teyze kedi sehpayı devirdi, izninle biraz hava almaya çıkıyorum deyip, ikinci bir suale mahal vermeden hızla merdivenleri inmeye devam etti. Sokağa adımını atar atmaz sigarasını yere fırlatıp temiz havayı içine çekti. Başı biraz dönse de iyi gelmişti.
Etrafına baktı, kafasını dinleyebileceği en sakin yerin çocuk parkı olduğunu gördü.
Daha ilk adımında gökyüzü karardı, bulutlar ağırlaştı, ruhu daraldı, başından dökülen kaynar sular, sırtına indiğinde buz kesilmeye başladı... Artık sakin düşünebilmeye başlamıştı ve az önce yaşananları idrak edebiliyordu. Ömrü boyunca biriktirdiği tüm benliğini, değerlerini, şiddete hayır diyen geçmişini silivermişti. O da artık kadına şiddet uygulamış basit, amaçsız, korkak, basiretsiz ve en önemlisi pişmanlık dolu bir adamdı. O da içgüdülerine yenilmiş ve kendi acziyetinin susuzluğunu bir masumun göz yaşında gidermişti. Fakat, bir dakika, onu buna bizzat karısı zorlamamış mıydı? Kavgayı başlatan, sürdüren, ağza alınmayacak küfürleri savuran da oydu... Sahi, ne olmuştu da iki düşman kabilenin ergen çocukları gibi birbirlerine girivermişlerdi? Temiz hava kanına işledikçe zihnini kaplayan duman bulutu da dağılıyordu. Sarhoş değildi ama ruhu çalkalanıyor, başı dönüyor ve kasıklarından karnına doğru keyifli bir sıcaklık yayılıyordu.
Otuz yıllık hayatında elini kaldırdığı ilk kişi bir kadın olmuştu. On yıllık eşi ve kızının annesi...
Parkta müsait bir bank bulup oturdu. Zira çocuklarını parka çıkaran genç annelerin kurduğu dedikoducu çete parkın her yerini sarmış durumdaydı.
 Tam yeniden sigara yakacaktı ki, karşısında dikili "sigara içmek yasaktır" tabelasını gördü ve henüz başını çıkardığı paketi usulca cebine koydu. Böyle kriz anlarında onu sakinleştiren iki şeyden biri sigara diğeri çocuk cıvıltısıydı. Pek çoğunun aman deyip koşar adım kaçtığı kalabalık çocuk gruplarına o bayılırdı. Onların oynarken çıkardığı şen şakrak sesler sanki bir bülbülün ötüşünden farksız geliyordu. Gözlerini kapatıp saatlerce parkta o muhteşem gürültüyü dinleyebilirdi. Kalabalık bir ailede büyümüş olmanın getirdiği bir alışkanlıktı bu. Altı kardeşin en küçüğüydü ve babası öldüğünde henüz beş yaşındaydı. Onu büyüten annesi ve sırayla beş ablası olmuştu.Aslında naif bir yapısı vardı. Yolda karşılaştığı insanlara gülümser, kasiyerlere hayırlı işler diler, sevdiği insanları arar, sorardı. Ta ki bir yıl öncesine kadar. Geçirdiği kazadan sonra algısı dağılmış, hareketleri donuklaşmış, neşesi kaçmış ve hayattan soğuyuvermişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder