21 Nisan 2025 Pazartesi

Otizm Bir Trajedi Değil, Cehalettir: Yanlış Anlaşılan Dehaları Anlama Rehberi

    

    "Otizmi bildiğinizi mi düşünüyorsunuz? İşte bir sürpriz: Otizm bir trajedi değil; asıl trajedi cehalettir." Bu cümleyi ilk duyduğumda durup düşünmüştüm. Yıllarını özel eğitim alanında, özellikle otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı almış harika çocuklarla ve gençlerle geçirmiş bir öğretmen, bir yazar koçu ve iki kitap annesi olarak bu ifadenin ne kadar derin ve doğru olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyorum. Toplum olarak otizme yaklaşımımızda köklü bir değişim zamanı çoktan geldi de geçiyor bile. Acıma, korku veya 'düzeltme' çabası yerine, anlamayı, dinlemeyi ve farklılıkları kucaklamayı öğrenmeliyiz.

(Cehaletin Perdesi)

Neden "cehalet" bir trajedi? Çünkü otizm hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımızda, kulaktan dolma, eksik veya yanlış bilgilerle hareket ettiğimizde, karşımızdaki bireyin potansiyelini görmezden geliyoruz. Onları kalıplara sokmaya çalışıyor, farklılıklarını 'sorun' olarak etiketliyor ve en önemlisi, onların eşsiz dünyalarına açılan kapıyı kendi ellerimizle kapatıyoruz. Otizm farkındalığı sadece mavi ışık yakmak veya sembolik günler düzenlemek değil; bu farkındalığı gerçek bilgiyle, empatiyle ve kabulle doldurmaktır. Cehalet, önyargıları besler ve önyargılar, otizmli bireylerin eğitimden sosyal hayata, iş yaşamından kişisel ilişkilere kadar her alanda karşılaştıkları görünmez duvarları örer.

(Etiketlerin Ötesindeki Potansiyel)

"Her etiketin arkasında parlamayı bekleyen yanlış anlaşılmış bir dahi vardır." Bu sadece şiirsel bir ifade değil, benim sınıfımda, çalıştığım ailelerde defalarca tanık olduğum bir gerçek. Nöroçeşitlilik kavramı tam da bunu vurgular: Beyinlerimizin farklı şekillerde çalışabileceğini ve bu farklılıkların bir eksiklik değil, insanlığın zenginliği olduğunu. Evet, otizmli bireylerin dünyaya bakış açısı, bilgiyi işleme biçimi, sosyal etkileşim tarzı nörotipik bireylerden farklı olabilir. Bazen bu farklılıklar zorluklar yaratabilir – özellikle de dünya çoğunluğun 'normal'ine göre tasarlanmışken. Ancak bu farklılıklar aynı zamanda inanılmaz bir odaklanma yeteneği, detaylara hakimiyet, dürüstlük, sadakat ve kalıpların dışında düşünebilme gibi paha biçilmez güçleri de beraberinde getirebilir. Görevimiz, bu potansiyeli ortaya çıkaracak doğru ortamı ve desteği sağlamaktır.

(Bulmaca Değil, Farklı Bir Bakış Açısı)

"Otizm çözülmesi gereken bir bulmaca değil, dünyaya bakmanın benzersiz bir yoludur." Bu metafor o kadar önemli ki! Otizmi 'çözülmesi gereken bir bulmaca' olarak gördüğümüzde, onu eksik, hatalı bir durum olarak konumlandırırız. Amacımız 'çözmek', yani 'normalleştirmek' olur. Oysa otizmi farklı bir bakış açısı, dünyanın farklı bir algılanış biçimi olarak kabul ettiğimizde, yaklaşımımız tamamen değişir. Artık amacımız 'düzeltmek' değil, anlamak, köprüler kurmak ve o benzersiz bakış açısının zenginliğinden faydalanmak olur. Bir özel eğitimci olarak benim işim, bu farklı bakış açısını anlamak ve çocuğun kendi potansiyelini en üst düzeyde gerçekleştirmesi için ona uygun öğrenme yollarını keşfetmektir.

(Dinlemenin Gücü)

"Her çocuğun bir sesi vardır. Gerçekten dinliyor muyuz?" Belki de en kritik nokta burası. İletişim, sadece konuşulan kelimelerden ibaret değildir. Otizmli bir çocuğun göz teması kurmaması, konuşmasının gecikmesi veya farklı olması, onun bir şey anlatmadığı anlamına gelmez. Bazen en derin mesajlar, bir davranışta, bir resimde, bir ses tonunda veya tekrarlayan bir harekette gizlidir. Onların iletişim kurma biçimlerine saygı duymak, alternatif iletişim yöntemlerini (işaret dili, resimli kartlar, teknolojik cihazlar vb.) desteklemek ve en önemlisi, sabırla ve kalbimizle dinlemek zorundayız. Onların dünyasına adım atmanın, ihtiyaçlarını ve duygularını anlamanın anahtarı budur.

(Sonuç: Anlayışa Doğru Bir Adım)

Otizm bir trajedi değildir. Asıl trajedi, bu kadar zengin iç dünyalara, farklı bakış açılarına ve eşsiz potansiyellere sahip bireyleri anlamak yerine, onları kalıplara sokmaya çalışmak, etiketlemek ve görmezden gelmektir. Cehaletin duvarlarını yıkmak, önyargılardan arınmak ve anlamak için çaba göstermek zorundayız. Her birimiz, otizmli bir bireyle karşılaştığımızda, 'sorun'u değil, bireyi görmeyi; 'eksikliği' değil, farklılığı ve potansiyeli fark etmeyi seçebiliriz. Gelin, acımayı bırakıp anlamayı seçelim. Gelin, gerçekten dinleyelim. Çünkü ancak o zaman, etiketlerin ardındaki parlayan dehaları görebiliriz.


Anahtar Kelimeler: Otizm, Otizm Farkındalığı, Cehalet, Nöroçeşitlilik, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), Özel Eğitim, İletişim, Farklı Bakış Açısı, Potansiyel, Dinlemek, Anlamak, Yanlış Anlaşılma, Yazar Koçu (Kullanıcı bağlamı için).

20 Nisan 2025 Pazar

Zorlayıcı davranışlar aslında karşılanmamış bir ihtiyaç mı? Keşfedin!



Merhaba Fiber Zihin Akademi Ailesi, Ben Fikri Tezbaşar,

    Hafta sonu kızım ve anamla birlikte Bursa'ya gittik. Çocukken sürekli geldiğimiz akrabalarımız vardı Bursa'da ama artık onlar da göçüp, gittiler bu diyardan. Havasını hep sevmişimdir buraların ama bu defa öyle bir kar yağdı ki, kara sevdam olsa dışarda kalamazdım. Biz de her medeni, şehir görmüş insan gibi avmye sığındık. Bu inanılmaz eğlenceli avmde boş boş yürüme keyfimi kaçıran olay da aynı yerde yaşandı. Otizmli bir çocuğun sabır zorlayıcı davranışları ile yüzleşmek. aayakkabıcının önünden geçerken bir çığlıkla irkildik. Madame çarşafçısından geliyordu. Herkes gibi biz de merakla oraya baktık. Ahmet annesinin kulağını çekip yumruk atmış. Sonra hızını alamayıp sert şekilde ısırmış,  Sonradan öğrendik ki ilk defa bir zorlayıcı davranışta bulunmuş. Yani, annesi için savunmasız, habersiz bir anda yaşanmış. Ummadığı taş baş yarmış yani.

    Bazen çocuklarımızda anlamakta zorlandığımız, bizi çaresiz hissettiren davranışlar görebiliriz. Bu davranışlar zaman zaman "kötü niyetli" ya da "düşüncesiz" gibi algılanabilir. Ancak gelin, bugün bu davranışlara bambaşka bir pencereden bakalım.

Karşılaştığımız zorlayıcı davranışlar gerçekten de çocuğumuzun bir ihtiyacını ifade etme şekli olabilir mi? Bu soru, otizmli çocuk sahibi birçok ebeveynin aklını meşgul eder. Cevabım net: Evet, genellikle öyle!

Otizm spektrumundaki bireylerin dünyayı algılama ve bu dünya ile iletişim kurma biçimleri farklılık gösterebilir. Bu sebeple duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını bizim onlardan beklediğimiz şekliyle ifade edemezler. İletişime geçmek için tek bir seçenek görürler, fiziksel uyarı. Daha çok bir alarm durumu., Ve sonuç olarak davranışlar birer mesaja dönüşür. Çocuğunuzun yaptığı "istenmeyen" bir hareket, aslında "Benim yardıma ihtiyacım var!", "Burası benim için çok fazla!", "Sana bunu anlatamıyorum!" diyen sessizliği kadar şiddetli bir çığlık olabilir. Bu bakış açısı, yani otizmde davranış sebeplerini bir iletişim biçimi olarak görmek, hem ebeveynler için rahatlatıcıdır hem de çocuğa doğru desteği vermenin ilk adımıdır.

Peki, çocuğumuzun davranışı hangi karşılanmamış ihtiyaç ile ilgili olabilir? Ortaya çıkan son bulguları da derleyebilmek ve bilgi tazelemek için bir günümü tekrar bu konuyu araştırmaya ayırdım Sonuç olarak 5 başlık altında topladım.

 Gelin, sık karşılaşılan birkaç duruma ve bunların olası sebeplerine detaylıca göz atalım:

1. Duyusal İhtiyaçlar: Dünya Bazen Çok Gürültülü, Çok Parlak Ya Da Çok Yoğun!

2. İletişim İhtiyaçları: Anlamak ve Anlatmak Çok Zor Olabilir!

3. Öngörülebilirlik ve Rutin İhtiyaçları: Değişim Korkutucu Olabilir!

2. 4. Sosyal Anlama İhtiyaçları: Sosyal Kurallar Benim İçin Muamma!

5.Fizyolojik İhtiyaçlar: Bedenim Bana Sinyal Gönderiyor, Ama Ben Bunu İfade Edemiyorum!


Duyusal İhtiyaçlar: Dünya Bazen Çok Gürültülü, Çok Parlak Ya Da Çok Yoğun!

 Otizmde duyusal hassasiyetler oldukça yaygındır. Bir çocuk, çevresindeki seslere, ışıklara, dokulara veya kokulara karşı aşırı hassas olabilir (hipersensitivite) ya da tam tersi, yeterli uyaran alamadığı için daha fazlasını arıyor olabilir (hipersensitivite).

· Örnek: Alışveriş merkezinde çocuğunuz birden kulaklarını kapatıp ağlamaya başladıysa, sebep yüksek sesler ve kalabalığın yarattığı duyusal aşırı yüklenme olabilir. Bu durumda çocuğun "Sakin bir yere gidelim!" deme şekli kulaklarını kapatıp ağlamaktır.

· Örnek: Çocuk sürekli dönüyor, zıplıyor veya nesnelere sertçe vuruyorsa, bu vücudundan gelen hisleri daha yoğun algılama (proprioception) veya denge (vestibular) duyusuna yönelik bir arayış olabilir. Bu bir çeşit duyusal arayış davranışı ve çocuğun "Vücudumu hissedebilmek için hareket etmeye ihtiyacım var!" deme şeklidir.

· Örnek: Belirli kıyafetlerin dokusundan rahatsız olma veya yemek seçiciliği de duyusal hassasiyetle ilgilidir. Çocuğun itirazı "Bu doku/tat beni rahatsız ediyor!" mesajını taşır.

Bu gibi durumlarda, çocuğun zorlayıcı davranışı (ağlama, bağırma, kendini yere atma, vurma vb.) aslında rahatsızlığından kurtulma veya ihtiyaç duyduğu duyusal girdiyi alma çabasıdır.

2. İletişim İhtiyaçları: Anlamak ve Anlatmak Çok Zor Olabilir!

Otizmli bireylerin en temel zorluklarından biri otizm iletişim becerilerindeki farklılıklardır. Hem sözel dili anlama hem de kendini ifade etme konusunda güçlükler yaşayabilirler. Bu durum, isteklerini belirtememe, ne olduğunu anlayamama veya duygularını ifade edememe gibi sonuçlar doğurur.

· Örnek: Çocuk istediği oyuncağı işaret ediyor ancak ebeveyn anlamıyor. Çocuk öfkelenip ağlamaya veya ebeveynin elini çekmeye başlıyor. Burada davranışın sebebi "O oyuncağı istiyorum ve sana bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum!" mesajıdır.

· Örnek: Planlanmamış bir değişiklik olduğunda çocuk şiddetli bir tepki veriyor. Olan biteni anlayamadığı veya anlatamadığı için yaşadığı kafa karışıklığı ve kaygı, kendini bir meldown ya da öfke nöbeti olarak gösterebilir. Mesaj "Ne olduğunu anlamıyorum ve bu beni korkutuyor!" olabilir.

· Örnek: Çocuk, bir soruyu cevaplamak yerine sürekli aynı şeyi tekrarlıyor (ekolali). Bu, bazen soruyu işleme biçimi, bazen de "Cevabı bilmiyorum ama seninle etkileşimde kalmak istiyorum" deme şekli olabilir.

İletişimdeki bu boşluklar, çocuk için büyük bir hayal kırıklığı ve çaresizlik kaynağıdır. Zorlayıcı davranış, bu duygunun dışavurumudur. Bu yüzden davranış, aslında "Benimle daha etkili bir şekilde iletişim kurmana ihtiyacım var!" diyen bir sinyaldir.

Davranışın sadece bir semptom olduğunu, asıl meselenin altında yatan ihtiyaç olduğunu unutmayın. Çocuğunuz size en derin ihtiyaçlarını davranışlarıyla anlatıyor. Onları dinlemeyi öğrenin.

Eğer bu yazı size faydalı olduysa veya aklınıza takılan başka sorular varsa, yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın.

Daha fazla bilgi, pratik ipuçları ve destek için Fiber Zihin Akademi Instagram sayfamızı takip etmeyi ve detaylı video içeriklerimiz için aynı isimdeki YouTube kanalımızı ziyaret etmeyi sakın unutmayın! Orada bu konuları daha geniş ele alıyor, örneklerle açıklıyoruz. Bir sonraki yazıda 3 ve 4. maddeleri ele alacağız

Sevgiyle kalın.

Fikri


25 Mart 2016 Cuma

Bir Şiddet Psikolojisi

Ölü hayvana vurur gibi indirmişti tokatlarını, beyaz tenli kadının pembemsi yüzüne. Bir adım sonrası cinnetti bu hayırsız gidişatın. Başını bir an için kaldırdığında, perdesi açık kalmış pencerenin camında kendi yansımasıyla karşılaştı. Gördüğü kabustan kan, ter içinde uyanıp annesine koşan bir çocuk gibi korktu. Bir an için buz kesti ve kendini istemsizce geriye attı. Önce yerde yatan ve haykırarak
-Senden korkmuyorum hayvan herif, bana bunu da mı yapacaktın! gibi şeyler söyleyen karısına bir de kanlı ellerine baktı. Sonra eşini duymamaya başladı ve elleri titriyordu. Kulaklarında yalnızca tiz bir çınlama vardı. Sanki dünyayla bağlantısı kesilmiş gibiydi. Ayağına alelacele bir terlik geçirip koşar adımlarla, biraz yalpalayıp duvarlara sürtünerek evden çıktı. Kendini bir an önce apartmandan dışarıya atmak için asansörün gelmesini, sigara yakmak için sokağa çıkmayı beklemedi. Evden yükselen çığlık seslerini duyan komşuların kapıya çıkmış olmalarından korkuyordu. Anlamsız bakışlarla taciz edilmekten nefret ederdi. Hızla indiği merdivenlerde kimseyle karşılaşmamak için sessiz yürümeye çalışsa da başaramadı. Alt kat komşusu Naciye Hanım çöp bırakma bahanesiyle dikildi karşısına.
-Hayırdır Adem oğlum, gürültü duydum, bir sıkıntın yoktur inşallah!
-Yok Naciye Teyze kedi sehpayı devirdi, izninle biraz hava almaya çıkıyorum deyip, ikinci bir suale mahal vermeden hızla merdivenleri inmeye devam etti. Sokağa adımını atar atmaz sigarasını yere fırlatıp temiz havayı içine çekti. Başı biraz dönse de iyi gelmişti.
Etrafına baktı, kafasını dinleyebileceği en sakin yerin çocuk parkı olduğunu gördü.
Daha ilk adımında gökyüzü karardı, bulutlar ağırlaştı, ruhu daraldı, başından dökülen kaynar sular, sırtına indiğinde buz kesilmeye başladı... Artık sakin düşünebilmeye başlamıştı ve az önce yaşananları idrak edebiliyordu. Ömrü boyunca biriktirdiği tüm benliğini, değerlerini, şiddete hayır diyen geçmişini silivermişti. O da artık kadına şiddet uygulamış basit, amaçsız, korkak, basiretsiz ve en önemlisi pişmanlık dolu bir adamdı. O da içgüdülerine yenilmiş ve kendi acziyetinin susuzluğunu bir masumun göz yaşında gidermişti. Fakat, bir dakika, onu buna bizzat karısı zorlamamış mıydı? Kavgayı başlatan, sürdüren, ağza alınmayacak küfürleri savuran da oydu... Sahi, ne olmuştu da iki düşman kabilenin ergen çocukları gibi birbirlerine girivermişlerdi? Temiz hava kanına işledikçe zihnini kaplayan duman bulutu da dağılıyordu. Sarhoş değildi ama ruhu çalkalanıyor, başı dönüyor ve kasıklarından karnına doğru keyifli bir sıcaklık yayılıyordu.
Otuz yıllık hayatında elini kaldırdığı ilk kişi bir kadın olmuştu. On yıllık eşi ve kızının annesi...
Parkta müsait bir bank bulup oturdu. Zira çocuklarını parka çıkaran genç annelerin kurduğu dedikoducu çete parkın her yerini sarmış durumdaydı.
 Tam yeniden sigara yakacaktı ki, karşısında dikili "sigara içmek yasaktır" tabelasını gördü ve henüz başını çıkardığı paketi usulca cebine koydu. Böyle kriz anlarında onu sakinleştiren iki şeyden biri sigara diğeri çocuk cıvıltısıydı. Pek çoğunun aman deyip koşar adım kaçtığı kalabalık çocuk gruplarına o bayılırdı. Onların oynarken çıkardığı şen şakrak sesler sanki bir bülbülün ötüşünden farksız geliyordu. Gözlerini kapatıp saatlerce parkta o muhteşem gürültüyü dinleyebilirdi. Kalabalık bir ailede büyümüş olmanın getirdiği bir alışkanlıktı bu. Altı kardeşin en küçüğüydü ve babası öldüğünde henüz beş yaşındaydı. Onu büyüten annesi ve sırayla beş ablası olmuştu.Aslında naif bir yapısı vardı. Yolda karşılaştığı insanlara gülümser, kasiyerlere hayırlı işler diler, sevdiği insanları arar, sorardı. Ta ki bir yıl öncesine kadar. Geçirdiği kazadan sonra algısı dağılmış, hareketleri donuklaşmış, neşesi kaçmış ve hayattan soğuyuvermişti.

16 Mart 2016 Çarşamba

İmam Nurettin ve Kızları 1: Nurettin nasıl bir adamdı?

Kim ne derse desin, Nurettin işini severek yapan, mutlu bir adamdı. Kalın, siyah çerçeveli gözlüğü, alnında birer krater ağzı gibi hafif eğimlerle yayılan çukurlar, kahverenginin tonlarıyla renklenmiş dişleri, dalgalı, pekmez karası yağlı saçları ve büyükçe kalçasıyla, hayata oturduğu yerden katılmayı seven bir esnaftı.
Kim ne derse desin, İmam Nurettin kendi zamanının adamıydı.
Kapitalizmin mistik kokusu, kıldığı namazdan aldığı sevapları, devletten kazandığı maaşla takviye edip, çifte kavrulmuş bir zaman çizgisinde ilerliyordu. Bir bu dünyaya, yirmi yedi kat diğerine. Namaz aralarında oturacak, eşi dostu toplayıp üç beş lafın belini kıracağı,çayını çorbasını içip, ufak tefek para kazanacağı bir dükkan açmak istedi. İşe yıllardır evde sakladığı eskileri satılığa çıkarmakla, oradan da ikinci el eşya alım satımına girerek başladı. Bir zaman sonra adının ikinci el imama çıkması, kasabalık yerde akılda kalıcı, samimi bir küçümseme beslendiğini düşünen insanların ortaya çıkmasını sağlamıştı. Herkesin de bildiği gibi kasabalık yerlerin temel geçim kaynaklarından biri de dedikodudur. Bu ihtiyacın düzenli olarak giderilip, sistematik bir şekilde devam ettirilebilmesi için, küçük yerlerin koca yürekli kadınları günler, gezekler düzenler, gıybetin canlı kalmasını, gizli bilgi akışının aksamamasını sağlarlar. Kasabaların baharat yollarıdır gıybet kanalları.
İmam Nurettin dürüst bir adamdı. Yalana bulaşmaz, gözünü haramdan korumak için yırtınır, ecel terleri dökerdi. Kim ne derse desin, bu asırda haramı gözden sakınabilenler başı dik yaşarlar.
İnsanın meraklı bakışları hep yerde kalmalı ki, tüm hayatını hiçe saydıracak güce sahip nefsini, yerlerde sürünmeye meyilli hayasıyla zaptetsin.
Kim ne derse desin, günah kalbe gözden girer, edep yerinden çıkar.
Bekaret kemeri denen şey kadınların değil, erkeklerin sabır bekçisidir. Bir ömür savaşa hazır tutan, mutlak zaferler kazanmak için sakladıkları en kıymetli silahlarını üstten sarmalayan, koruyan bir pusattır.
Pusat silahtır, silah güç, güç ise adalet.
Her "Şahi" ancak kendi İstanbul'u için patlar.
Nurettin, soyunun bel bağladığı Şahi'sini asla yabancı surlarda patlatmayacak, başka memleketlerin sınırlarında cenge girmeyecek, gönlü geniş, saf yürekli bir adamdı.
Kim ne derse desin, Nurettin yaşamayı çok severdi.


14 Mart 2016 Pazartesi

Ankara'nın Yasına Bak


Benim sıradan, günlük yaşamı evi ve işi arasında teptiği yol ile sınırlı bir vatandaş olarak gördüğüm, anladığım şu;
Bir ev sahibi var. Dokuz yüz yıl boyunca fetihlerle, kanla, terle bir saray kurmuş kendine. Zaman geçtikçe hanesi kalabalıklaşmış ve gün be gün yeni gelenlerin de ihtiyaçları artmış. refah içinde yaşat. Son 200 yılda uzak komsularin birleşsin, evini ateşe verip yağmaya başlasın,   her şeyini birer birer gaspetsin. Hanende yasayanları sömürsün.Seni yerlere çalsın. Ne zaman ki ev sahibi kalkacak, kipirdanacak gibi olsun, bahceye bagladiklari bekçi köpekleri havlamaya, kudurmus bir halde hane halkina futursuzca saldirmaya başlasın. Kopeklerin mama kaplarini da bahceye koyup evde kalanlardan onları duzenli beslemesi tembihlensin. Sen bir odadaki haini temizlerken, diger odada bomba patlasin. Patlatan kişi adını ülkenin kurucusunun koyduğu bir gazetenin eski elemanı çıksın.  Ve ev sahibi tekrar konağı terk etmeye davet edilsin... Evini yeniden inşa ederken fazla süs kullandı iddiasıyla. Bahceye acilan kuyulari, müştemilata su hattı dosedi, odalari modernlestirip, her birine bir egitim alanı açtı diye. Bahcesinin duvarlarini silahlandirdi, evin mahrem fotograflari musade alinmadan cekilip disariya gonderilmesin dedi diye... Bizi bizimle birakmayacaklar. Ne olur disariyi bırakalım ve önce evin icini temizleyelim. Hain iceride....
Patlama yerinden gelen fotoğrafları paylasan arkadaşlar. Yaptığınız şey acı paylaşma filan değil.   Şehitlerin hatıralarına saygısızlık, yakınlarına zulmediyorsunuz. Eline fırsat geçmiş pkk sempatizani gibi davranmayin. Çünkü ayni seyi kendi sayfalarinda onlar da yapiyor... Katleden terorse katlolan bizim insanımız, canımız, cigerimiz... hic birimiz evladimizin, esimizin cansiz bedenini baskalarinin sayfasinda görmek istemeyiz...  Hepimiz üzülüyor, yangınları yaşıyoruz. Ama parcalanmis bedenlere bakmak, onlarin uzerinden istifa cagrilari yapip, muhalefeti ya da iktidari eleştirmek bize değil onlara kazandırır. Hepimizin, hepimizin, hepimizin bir kez daha başı sağolsun Tabii olan elestiri ve hatta itham etme hakkinizi kullanin. Ama parcalanmis bedenlerin uzerinden degil. Bunu fotograf kullanmadan yapın...
Her facia şu acı gerçeği yüzümüze vuruyor... ve umut kırıntılarını yok ediyor... bu memlekette örgütlü olmayan muhalefetin genel olarak ne denli büyük bir çapsızlık, fikirsizlik, sorumsuzluk içinde olduğunu...
örgütlü olmayan muhalif düşünce, muhalif tavır belli bir "kalite"den yoksunsa örgütlü muhalefetten hayır bekleme... gelmiyor da zaten...


13 Mart 2016 Pazar

Peygamberimiz ve Kadınlar Günü

Ne diyordu Peygamber efendimiz, Aişe'ye olan aşkı için;
"Kör düğüm gibi..."
Sen İslam'ın içinde kıymetlisin kadınım.
Bakma kendine Müslüman deyip de sana el kaldıran, aldatan, üstüne yar tutan gafillerin  haline. Onlar her cağda vardı ve bundan sonra da var olmaya devam edecekler.
Sen Mümine kal.
Mümin nesiller yetiştir ki onların ve onlardan doğacak nesillerin biricik annesi ol...
Sen yaşayamadıysan bile bu hayatın aydınlığını,
Bir mum yak karanlığa ve asla pes etme...
Sen koyvermek nedir bilme ki,
Senden gelenler de yorulmasın hiç bir yokuşta.
Bu güzel hayatı, kızların, oğlanların yaşasın, doyasıya.
Sen devlet yönetmeye, Hakanına Hatun olmaya layıksın...
Gayret et, bırakma..
 Madem Cennetten birlikte kovulduk, yine birlikte dönelim.
Kol kola, kalp kalbe...
Bir tek bu günün değil, Resulün izinde geçecek olan tüm ömrün kutlu olsun...

İstiklal Marşı mı Mehter Marşı mı?

İstiklal Marşı mı Mehter Marşı mı?
Yeni nesil öğretmenler için bir hedef

Emektar ve tecrübeli öğretmenlerimin aflarına sığınarak;
Önce, Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın diyen üstadın duasına hep birlikte yürekten bir amin diyelim.

Bildiğiniz gibi biz okullarda haftayı İstiklal Marşı ile açıp, kapanışı da onunla yapıyoruz. Bu yıllardır böyle. Şimdiye kadar anladığım kadarıyla, bunu yapmamızın iki nedeni var.